İsmet Paşa’ya haksızlık mı yapılıyor?

Malum, herkes elindeki Amerikan bayrağı üzerinden İsmet İnönü’yü tartışıyor. Başkan Erdoğan daha önce de İnönü’yü, Hitler’e benzetmiş ve çeşitli vesilelerle ona defalarca yüklenmişti. Peki neden?

Bu sorunun cevabı toplumun çoğunluğu nezdinde İnönü’nün çağrıştırdıklarında gizli. Hâlâ “Geldi İsmet, gitti kısmet” algısı çok güçlü. Erdoğan bunu biliyor ve o nedenle sık sık İnönü’yü hedef alıyor.

Türk sağ geleneğinde zaten bu tutum çok yaygındır. Kemal Paşa asla en ufak şekilde eleştirilmez ve sürekli İsmet Paşa’ya vurulur. 27 senelik tek parti diktatörlüğü döneminin tüm günahları ona fatura edilir. Muhafazakâr aydınlar da aynısını yaparlar.

TÜM GÜNAHLAR TEK KİŞİYE

Ben bilindiği gibi İsmet Paşa zihniyetine tamamen zıt düşünen ve onu sevenlerin de hiç hoşlanmadığı liberal-demokrat bir yazarım. Fakat İnönü’ye bu noktada haksızlık yapıldığını düşünüyor ve rahatsız oluyorum. Üstelik bu haksızlığı sadece sağcılar yapmıyorlar. Rahmetli Attila İlhan gibi birçok Kemalist yazar ya da aynı şekilde Atatürkçü aileler de sıkıştı mı hep aynısını yaparlar. Tüm sevaplar Kemal Paşa’ya, tüm günahlar İsmet Paşa’ya yazılır.

Kendi ailemden biliyorum. CHP’li ve Atatürkçü bir aileden geliyorum. Amcam CHP’li bir belediye başkanıydı. Hatırlıyorum, bizim ailede bile o dönemden kalma bir sorun konuşulduğunda hep İsmet Paşa yerilir ve Mustafa Kemal’e hiç toz kondurulmazdı.

İKTİDAR ATATÜRKÇÜLERDEN MEMNUN

Bir insanı böyle kutsallaştırma yaklaşımı her şeyden önce Atatürk’ün çok önemsediği aydınlanma değerlerine aykırı. Mustafa Kemal’e “Hayat boyu hiç hata yapmamış kutlu insan” muamelesi yapmak akla ve bilime ters. Maalesef günümüz Kemalistlerinin çoğunluğu bilimsel değil dinsel bir bakış açısına sahipler. Atatürkçülüğü bir din gibi benimsiyorlar.

Öte yandan mevcut iktidarın Atatürkçülerin bu tuhaf durumundan memnun olduğu kanaatindeyim. Muhalefet gücünü domine eden Kemalistlerin bu vaziyeti devam ettikçe AK Parti’nin iktidardan düşme olasılığı yok. Mesela Yılmaz Özdil’in yeni çıkan kitabı gibi ruhani Mustafa Kemal portreleri bugünkü iktidara hizmet ediyor. Fakat bu gerçeği Atatürkçüler maalesef göremiyor…

Kemalistler, bu kutsallaştırmacı bakış açılarının aslında kendilerini vurduğunu ve kısıtladığını fark etmiyor.

YAKA PAÇA TUTUKLAMAK NORMAL Mİ?

Bakın mesela iki gün önce Atatürk’e “Büyük Şeytan” diye hakaret eden bir öğretmen yaka paça tutuklandı. Elbette böyle bir densizlikten sonra derhal memuriyetten atılmalı. Hakkında hakaret davası açılması da gerekir. Ama evine polis baskını yapılıp tekme tokat tutuklanması normal mi? Dediğim gibi, iktidar bu tür olaylara itiraz etmiyor. Bilakis hükümet böyle durumlarda, “Bakın biz hem Atatürk’e hakaret hem Cumhurbaşkanlığına hakaret dosyalarında tutarlıyız” diyebiliyor.

BU HUKUKSUZLUĞU DESTEKLEYEN MUHALEFET

Mevcut muhalefetin neredeyse tamamı, en başta da CHP bu yaka paça tutuklanmayı doğru buluyor. Medyada da bu manzaralara hiç itiraz eden yok. Bir ülkenin muhalefeti böyle bir hukuksuzluğu normal bulursa o zaman yarın Başkan Erdoğan’a “Büyük Şeytan” diye hakaret eden biri de tekme tokat tutuklandığında muhalefetin söz söyleme hakkı ve meşruiyeti kalmaz. Böyle bir siyasi denklemin ve muhalefetin olduğu ülkede de özgürlükçü bir demokratik hukuk devleti olamaz. Ancak illiberal seçimsel demokrasi düzeni olur. Nitekim mevcut düzenimiz bu…


***

Her kötülüğün sorumlusu İsmet Paşa mı?

İşte tablo bu. Atatürk ülkemizin en büyük tabusu iken, habire İsmet Paşa’ya atışın serbest olmasını ben adil bulmuyorum. Mustafa Kemal’i açık açık bir siyasetçinin eleştirmesi hâlâ yasak ve mümkün değil. İsmet Paşa ise hiçbir zaman tabu olmadı bu ülkede. O yüzden son 70 yıllık siyasi tarihimizde sık sık en ağır dille eleştirilebildi. Ayrıca ifade ettiğim gibi Kemalist yazarlar da çoğu zaman İnönü’yü “günah keçisi” ilan etti.

Mesela, irticanın hatta karşı-devrimin 1938’le birlikte başladığını ileri süren onlarca Kemalist yazar var. 27 yıllık tek parti diktatörlüğünün aşırılıklarının da hesabı genelde sadece İsmet Paşa’dan sorulur. Yine kimi Kemalistler de “Atatürk demokrattı ama kimi faşizan uygulamaları hep İnönü yaptı” deyip Kemal Paşa’yı bu eleştirilerden muaf tutmak ister. Nazım Hikmet’i de İsmet Paşa’nın içeri attırdığı ve Atatürk’ün bunu istemediği gibi yalanlar söylerler.

TEŞVİK EDİCİ DEĞİL FRENLEYİCİ

Tek parti rejimi, totaliterlikle otoriterlik arasında salınan bir rejimdi. Nitelikli birçok tarihçimizin belirttiği gibi o dönemin bazı uygulamalarında Mussolini ve Hitler etkisini görmemek de imkânsızdır. Peki, İsmet Paşa mı böyle eğilimlere sahipti? Hep söylendiği gibi bu aşırılıkların kaynağı o muydu?

O döneme dair karşılaştırmalı okumalar bana bu yargının İsmet Paşa’ya haksızlık olduğunu düşündürtüyor. Bence İsmet İnönü dönemin faşizan icraatlarında “teşvik edici” olmaktan ziyade “frenleyici” işlev görmüş bir isim.

Karakter olarak daha radikal olan Mustafa Kemal’di kuşkusuz... Elbette gerçek lider karakterli ve siyasi deha sahibi olan da Atatürk’tü. İsmet Paşa tam anlamıyla bir “ikinci adam”dı.

DİL DEVRİMİNİ 2 YIL GECİKTİRDİ

Mesela eğer İsmet Paşa tek yetkili olsaydı kesinlikle “dil devrimi”ne imza atmazdı. Kemal Paşa dil devrimi/harf devrimi fikrine kapıldığı zaman kendisine Enver Paşa’nın 1910’lu yıllardaki birbirinden ayrılmış harflerle yazılan Arap yazısını benimseme yönündeki başarısız olmuş saçma teşebbüsünü hatırlatan İsmet Paşa’ydı. O sebeple harf devrimi iki yıl gecikmişti. İsmet Paşa Atatürk’ün bu tür radikal tavırlarına karşıydı ama Kemal Paşa “yapılacak” dedikten sonra da tam bir görev insanı olduğu için alınan karara uyardı...

İnönü’ye dair bütün dış gözlemcilerin ittifak ettiği bir husus vardır: Paşa tam bir ihtiyat ve itidal insanıdır. Mesela Atatürk’e yönelik suikast girişiminin arkasında büyük bir komplo olduğu fikrini de hiçbir zaman benimsemedi İsmet Paşa. Rauf, Ali Fuat ve Kâzım Paşalara yönelik Atatürk’ün kafasındakileri durduran oydu. Nitekim Mustafa Kemal vefat eder etmez bütün bu Milli Mücadele komutanlarına “iade-i itibar” ederek onları eski mevkilerine getirmek konusunda öncülük eden de İsmet Paşa’dır...

DOĞRU OLMADIĞINA KANAAT GETİRDİĞİM…

1972 yılında CHP kongresinden kendi isteğinin dışında bir karar çıkarsa istifa edeceğini vurgulaması ve sonrasında da söz verdiği gibi istifa etmesi, koltuğunu Bülent Ecevit’e vermesi de İsmet Paşa namına hayırla anılacak bir durum bence.

Uzun süre benim de inandığım ama artık doğru olmadığına kanaat getirdiğim bir nokta da, 1950’de çok partili rejime geçmemize İsmet Paşa’nın “zorunda kaldığı” için razı olduğu görüşü. İsmet Paşa Portekiz benzeri bir modelle “Batı ittifakı”ndan kopmadan diktatörlük rejimini sürdürebilirdi. Bence çok partili rejime geçişte onun ılımlı karakteri etkili olmuştur. Açık söyleyeyim: Öyle bir demokratik yenilgi durumunda kalsa, Mustafa Kemal Paşa, İnönü gibi sorunsuz biçimde iktidarı devredemezdi bence. Elinde böyle bir güç varken iktidarını sandık yoluyla devredecek karakterde biri değildi. Kanaatimce yenileceği bir seçime girmezdi Mustafa Kemal.

‘VUR ABALIYA’ MANTIĞI

Dankwart Rustow’un İsmet Paşa’ya dair “Demokrasiyi mümkün kılmak üzere, elindeki ancak bir diktatörde bulunabilecek güçten feragat eden dünyadaki tek devlet adamı” yorumu ilginçtir. Bence abartılı bir yorum bu, fakat belli oranda gerçeği yansıtıyor...

Sonuç olarak İsmet İnönü’nün dünya görüşünü benimsemeyen hatta o dünya görüşüne tam zıt fikirlere sahip biri olsam da, adalet ve hakkaniyet gereği İnönü söz konusu olduğunda “Vur abalıya!” mantığından da hoşlanmıyorum.

Öte yandan Atatürk’ü seven bir insan olarak, herkes tarafından Mustafa Kemal’in de özgürce eleştirilebileceği bir Türkiye istiyorum. Böylece rahmetli İsmet Paşa da “günah keçisi” olmaktan kurtulur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi