ERKAN BAŞ: “MAAŞLAR TÜM BELEDİYELERDE FECİ DURUMDA. İNSANLAR, ARTAN ENFLASYON VE FİYATLAR KARŞISINDA BANKALARA VE MARKETLERE ÇALIŞIR HÂLE GETİRİLMİŞ DURUMDA”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, düşük zam oranlarıyla çalışma ve toplu işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalan Conectys işçileriyle yaptığı toplantıda; “Merkezi iktidar belediyeleri, herkes kendi çaresine baksın diyor. Belediyeler de dönüyorlar çalışanlarına, duble fedakârlık yapın istiyorlar. Maaşlar tüm belediyelerde feci durumda. İnsanlar, artan enflasyon ve fiyatlar karşısında bankalara ve marketlere çalışır hâle getirilmiş durumda” dedi.

Haber: ÇAĞATAN AKYOL - Kamera: SADIK KARAKULOĞLU

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, düşük zam oranlarıyla çalışma ve toplu işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalan Conectys işçileriyle yaptığı birlikte yaptığı açıklamada; “Merkezi iktidar belediyeleri, herkes kendi çaresine baksın diyor. Belediyeler de dönüyorlar çalışanlarına, duble fedakârlık yapın istiyorlar. Maaşlar tüm belediyelerde feci durumda. İnsanlar, artan enflasyon ve fiyatlar karşısında bankalara ve marketlere çalışır hâle getirilmiş durumda” dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, düşük zam oranlarıyla çalışma ve toplu işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalan Conectys işçileriyle bugün partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. Ülke genelindeki işçilerin yaşadıkları sıkıntılara değinen Baş, şunları söyledi:

“MEVCUT MEDYA DÜZENİ, İŞÇİLERİN SESİNİN DUYULMASINI ENGELLİYOR: Biz bu hafta basın toplantımızda ülkemizin yaşadığı bütün sorunların, bu sorunlara ilişkin düşüncelerimizi, görüşlerimizi değil; ekonomik krizin en ağır faturasının ödetildiği işçi arkadaşlarımızın gündemlerini sizlerle paylaşmak için karşınızdayız. Çünkü mevcut medya düzeni, iktidarın yarattığı siyasal ortam, esas olarak işçi arkadaşlarımızın sesinin duyulmasını engelliyor, onların direnişlerinin görülmesini engelliyor. Biz de elimizden geldiğince, sesimizin ulaştığı her yere arkadaşlarımızın sesini taşımak istiyoruz. Bu vesileyle sözlerime başlarken bir şey ifade etmek istiyorum. Türkiye tarihinin belki de en ilginç kesitlerinden bir tanesinden geçiyoruz. Ülkenin dört bir yanında işçiler, uğradıkları hak gasplarına karşı artık yaşayamaz hâle geldikleri ekonomik koşullar nedeniyle ciddi direnişler içerisindeler. Bizim de parti örgütümüz, gerek genel merkez yöneticilerimiz, gerek il ve ilçe örgütlerimiz elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince bu direnişlerin parçası olmaya, bu haklı mücadeleleri büyütmeye odaklanmış durumdayız.

İŞÇİLER, TEMEL İNSAN HAKLARINA DÖNÜK SALDIRILARLA KARŞI KARŞIYA: Yine de şunu ifade etmem gerekiyor. Yetişemediğimiz, ulaşamadığımız alanlar mutlaka vardır ama buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Türkiye’nin neresinde olursa olsun patronların baskısına uğrayan, hak gaspına uğrayan, zorbalıkla karşı karşıya olduğunu düşünen tüm işçi arkadaşlarıma bir çağrı yapmak istiyorum. Belli, patronlar iktidardan aldıkları destekle gün bizim günümüz diye düşünüyorlar. İşçi arkadaşlarımızın örgütsüzlüğünü, yalnızlıklarını, onların çaresizliklerini kullanmak istiyorlar ve akıl almaz dayatmalara başvuruyorlar. Bizim son zamanlarda gördüğümüz örnekler sadece çalışma yaşamındaki ufak tefek aksaklıklar, sorunlar olmaktan çıktı. Yasalara, anayasalara aykırı durumların zaten her gün örneklerini yaşıyoruz ama artık neredeyse konu bir insan hakları ihlaline ulaşmış durumda. Yani temel insan haklarına dönük saldırılarla karşı karşıya işçiler. O yüzden hiçbir arkadaşımız emeğiyle, alın teriyle yaşayan hiçbir yurttaşımız, işçi kardeşimiz kendisini yalnız ve çaresiz hissetmesin. Elbette ilk yapılması gereken şey, iş yerinde beraber çalıştıkları, beraber alın teri döktükleri arkadaşlarıyla yan yana gelmek, örgütlenmek, haklarını almak için güçlerini birleştirmek çünkü biliyoruz ki işçiler birleştiği zaman o hak gasplarını engelleyebiliyorlar.

EMEĞİYLE YAŞAYAN HERKESİN UĞRADIĞI HAKSIZLIK, HEPİMİZİN UĞRADIĞI HAKSIZLIKTIR: İşçiler birleştikleri zaman en azından çalışma koşullarında düzenlemelere gidebiliyorlar ama şunu net ifade edeyim. İsterse bir maden ocağında olsun isterse bir plazanın 55’inci katında olsun ister mağazalarda, marketlerde saatler boyu sömürüye maruz kalsın ya da bir özel okulda ya da bir bankada çalışıyor olsun; emeğiyle, alın teriyle yaşayan herkes bizim sınıf kardeşimizdir, onun uğradığı haksızlık, hepimizin uğradığı haksızlıktır. Biz hem tüm yurttaşlarımızı, işçi arkadaşlarımızın direnişlerine destek olmaya, dayanışma göstermeye çağırıyoruz hem de işçi arkadaşlarımıza bir kez daha söz veriyoruz. Türkiye İşçi Partisi olarak bütün gücümüzle bütün olanaklarımızla hem genel merkez hem il ve ilçe örgütlerimizle bu işçi direnişlerinin, bu hak mücadelelerinin sonuna kadar yanında olacağız ve mücadelelerin kazanımla sonuçlanması için elimizden geleni yapacağız. Birkaç konuyu paylaşmak istiyorum. Bu hafta içerisinde hem örgütlerimizden hem doğrudan bizlerin temasıyla pek çok iş yerinden arkadaşlarla toplantılar gerçekleştirdik.

İBB, SİYASİ PROPAGANDADA ENAG’I, İŞÇİLERİN ZAMMI İÇİN TÜİK’İ UYGULUYOR: Mesela İstanbul’la başlayayım. Büyükşehir belediyesinde, neredeyse bütün iştiraklerde işçiler yoksulluk sınırının altında ücrete maruz bırakılıyorlar. Yaklaşık 100 bin işçisi var İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve iştiraklerinin. Belediye yönetimi, iş siyasi propagandaya geldiğinde ENAG verileriyle enflasyon açıklıyor ama işçilerin zammı söz konusu olduğunda enflasyon için aldıkları rakam TÜİK rakamı oluyor. Biz örneğin İGDAŞ’ta yeni işe başlayan bir teknisyenin, üstelik çok riskli iç statüsünde iş yapıyor olmasına rağmen yoksulluk sınırı altında bir maaş reva görülmesini elbette ki kabul etmiyoruz. Sonuçta İstanbul halkının güvenli gaz kullanımını sağlamak için hayatını riske atan arkadaşlarımız, örneğin yeni işe başladıkları için eski personelden yüzde 21 daha az maaş alabiliyorlar. Bu uygulama, altını çizerek ifade etmek istiyorum, AKP döneminde o zamanki yönetim ve sendikanın iş birliğiyle başlamış, yeni yönetim ise defalarca uyarılmasına rağmen aynı uygulamayı devam ettiriyor.

İSTAÇ AŞ’DE 7 AYDIR TOPLU SÖZLEŞMENİN BAĞLANAMIYOR: Mesela İSPER’den arkadaşlarımızın verdiği bilgi, 8-9 farklı iş konumda çalışan işçiler var. Yani resmen büyükşehir belediyesi burada kendisine bir taşeron şirket kurmuş durumda. İSTAÇ AŞ’de 7 aydır toplu sözleşmenin bağlanamadığı, yani bu ortamda 7 aydır ne bekletiyorsunuz, işçileri neden mağdur ediyorsunuz diye sormamız gerekiyor. Bu vesileyle Ağaç-İş’te çalışan arkadaşlarımızın 9-10 gün süren direniş sonucunda geçen hafta kazanımla bitirdikleri eylemlerini de selamlıyorum. Bu arada kamuoyuyla da paylaşmak istiyorum. Kazanım dediğimiz de 19 bin 500 lira brüt maaş. Yani işçiler 19 bin 500 lira brüt maaş için bile mücadele etmek, günlerce belediyenin önünde direnmek zorunda kalıyorlar. Bu somut örnekler, bizim başka belediyelerde de çalışan arkadaşlardan aldığımız bilgilerle yan yana getirildiğinde şunu paylaşmak istiyorum.

BÜTÜN BELEDİYELERDE İŞÇİLER, İNSANCA ÇALIŞMA KOŞULLARINA SAHİP DEĞİL: Malum memleket yavaş yavaş yerel seçim gündemine doğru ilerliyor. Herkes yerel seçim hazırlıkları içerisinde. Biz bir noktanın altını çizelim. Yani yerel yönetimler elbette o ilde, o ilçede, yönetimde bulundukları yerde tüm yurttaşlara hizmet etmekle görevliler ama bizim açımızdan yerel yönetimleri değerlendirmede en önemli ölçülerden bir tanesi, o hizmeti yurttaşa götüren belediye işçilerinin, belediye çalışanlarının belediye yönetimi tarafından nasıl bir muameleye de maruz kaldığıdır. Burada açık konuşalım. Tabloya baktığımızda karanlık bir durumla karşı karşıyayız. Yani ister Cumhur İttifakı ister Millet İttifakı tarafından kazanılmış ve bugün yönetiliyor olsun, bütün belediyelerde işçilerin insanca çalışma koşullarına sahip olmadığını söyleyebiliyoruz. Yani işçi arkadaşlar, belediyede çalışan, yurttaşa hizmeti götüren arkadaşlar evlerine huzur içerisinde gidebilecekleri bir çalışma ortamına sahip değiller. Evlerine huzur içerisinde gidebilecekleri bir ücret almıyorlar.

İŞÇİLER, BELEDİYE BAŞKANLARININ İKİ DURAĞI ARASINA BIRAKILMIŞ DURUMDA: Belediye işçilerinin, -bütün Türkiye için söylüyorum bunu- iki arada bir derede kalma durumu hemen düzeltilmelidir. Yani çalakalem kararnamelerle yapılan değişiklikler bir türlü yerli yerine oturmuyor. Bu hâlde yerine oturması da mümkün değil. Yani belediye işçilerinin kadrolarının tanımlanması ve ilgili yasal düzenlemelerin hemen yapılması… Yoksa bu böyle sürdürülebilecek bir durum değil. Burada yurttaş açısından vurgulanması gereken bir durum, kamu hizmetlerinin tasfiye edilmesiyle beraber belediye işçilerinin durumunun oldukça ilginç bir hâl aldığı, özellikle bu tanımlanmayan kadro durumları nedeniyle işçiler, belediye başkanlarının iki durağı arasında belediye yönetimlerinin keyfine bırakılmış durumda. Merkezi iktidar belediyeleri, herkes kendi çaresine baksın diyor. Belediyeler de dönüyorlar çalışanlarına, duble fedakârlık yapın istiyorlar. Maaşlar tüm belediyelerde feci durumda. İnsanlar, artan enflasyon ve fiyatlar karşısında bankalara ve marketlere çalışır hâle getirilmiş durumda.

İŞÇİLERİN HAKLARINI ALMASI, TOPLUMUN DİĞER KESİMLERİNE KAMU HİZMETİNİN AKTARILMASIYLA KARŞI KARŞIYA KONULACAK BİR DURUM DEĞİLDİR: Burada özellikle vurgulamak istediğim bir şey var. İşçiler ne zaman hak mücadelesine girseler bu belediyelerde, belediye işverenleri hemen işçiyle yurttaşı karşı karşıya getirme girişimlerinde bulunuyor. İşte çöpler yığıldı, bu maaşları bile beğenmiyorlar falan gibi demagojiler açık söylüyorum, utanç vericidir. İşçilerin haklarını alması, toplumun diğer kesimlerine kamu hizmetinin aktarılmasıyla karşı karşıya konulacak bir durum değildir. Hem işçi hakkını alacak, alın terini karşılığını alacak hem de yurttaş kamu hizmetine ulaşacak. Bu kadar basit bakmamız gerekiyor. Tabii burada belediye işçilerinin artık patronu olan belediye yönetimleriyle karşı karşıya geldiği ilginç bir durum var. Mesela bir işçi arkadaşımız, diyelim ki taraftarı olduğu, oy verdiği parti yönetimine gelmiş, hemen bu bizim belediyemizdir, aman kendi belediyemize sahip çıkalım, dişinizi sıkın diye işçi arkadaşlar susturulmaya çalışılıyor. Diyelim ki işçinin oy verdiği parti değil de karşı olduğu, muhalif olduğu parti belediye yönetimini almış. Aman sus, bak ilk önce seni işten atarlar diye yine işçi tehdit ediliyor.

BÜTÜN BELEDİYELERDE İŞÇİLER BİR ARAYA GELMELİDİR: İşçileri böyle kapıkulu olmaya zorlayan bu sisteme karşı durmak gerekiyor. Bizim çağrımız şudur. Hangi partinin yönettiğinden bağımsız olarak bütün belediyelerde işçiler bir araya gelmelidir. Tek tek kendi belediyelerinin ötesinde de bütün belediye işçilerinin yan yana, omuz omuza mücadele vermesi, hem tek tek kendi belediyelerine karşı iş yeri koşullarının düzeltilmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi için mücadele etmeli hem de doğrudan doğruya enflasyonun, ekonomik krizin temel nedenlerinden bir tanesi olan merkezi iktidara karşı da birlikte seslerini yükseltmeliler. Biz belediye işçilerinin, hangi belediyenin yönettiğinden bağımsız olarak haklarını alması için sürdürdükleri tüm mücadeleleri destekleyeceğimizi, yanında olacağımızı söylemek isteriz.

KABA KUVVET, TEHDİT PATRONLARIN HADDİNE DEĞİLDİR: Antep’e bir selam göndererek başlamak istiyorum. Antep’te Bir-Tek Sendikası özellikle işçi arkadaşlarımız uyguladıkları haksızlıklara karşı önemli mücadeleler geliştiriyor. Bu mücadelelerde çeşitli kazanımlar da elde ettiler. Demek ki işçiler yan yana geldiğinde, örgütlendiğinde, sınıf sendikacılığı eksenli bir hak talebiyle patronun karşısına dikildiklerinde kazanabiliyorlar. Bu son derece önemli ve örnek alınması gereken bir gelişme ama burada özel bir durum paylaşmak istiyoruz. Erkaplan işçileri direnişe geçiyorlar. Patron, işçilerin talebini kabul ediyor ancak işçileri tekrar işe almak için bir koşul koyuyor. Diyor ki ‘Sendikadan istifa edeceksiniz’. Akıl alır bir şey değil. İşçiler haklılar, patron bile bunu kabul etmiş durumda ama işletme müdürü gidiyor ve işçilerin örgütlü olduğu sendikanın başkanına ‘Seni muhatap almam’ diyor. Üstelik hadsiz bir biçimde üzerine yürümeye kalkıyor. Böyle işçilerin örgütünü muhatap almamak, hele onlara kaba kuvvet, tehdit falan öyle patronların haddine değildir. Bu işçi arkadaşlarımızın yalnız olmadığını bilsinler, zaten direnen işçilere güçleri yetmez ama biz de emekçi arkadaşlarımızın yanında olacağız ve bu sürecin takipçisi olacağız.

ELBİSE DOLABI İÇİN İŞÇİ ARKADAŞLARIMIZIN MÜCADELE ETTİĞİ BİR TABLOYLA KARŞI KARŞIYAYIZ: Antep’te ayrıca Artemis Halı’da işçi arkadaşlarımız iş bıraktılar. Yani 16 bin lira, 19-20 bin lira aylık maaş talep ettikleri için iş bırakmak zorunda kalan işçilerden söz ediyorum. Aynı şekilde MDS İplik’te de önemli bir örnek, yerli ve göçmen işçiler birlikte iş bıraktılar ve birlikte kazandılar. Kazandıklarını söylemek istiyorum, elbise dolabı yapılacak. Yani elbise dolabı için işçi arkadaşlarımızın mücadele ettiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Fırat Aksa Elektrik, özellikle seslerini duyurmak istiyoruz. Kazancı Holding’e ait Tunceli Fırat Aksa Elektrik işçileri DİSK Enerji-Sen öncülüğünde bir direnişe geçtiler. Yine açlık sınırının altında kalan ücretlere mahkûm ediliyorlar ve yine işçiyle yurttaşı karşı karşıya getirmek, hizmet alanı hizmet verenle karşı karşıya getirecek bir yaklaşım içerisinde patron. Utanmadan mesaj atmış yurttaşlara. ‘Yaşanan sorunları sebebi biz değiliz, iş bırakan işçiler. Biz Tunceli halkına hizmet etmekten onur duyuyoruz’ diyor. Sanki orada çalışanlar başka bir şehirde, başka bir ülkede yaşayan insanlar. Onlar da o toprakların insanı.

ÇALIŞAN ARKADAŞLARIN HEPSİNİN HAKKINI ALMASI GEREKİYOR: Çalışan arkadaşların hepsinin hakkını alması gerekiyor. Utanmazca direnişi kırmak için şehir dışından işçiler getirtildiği hatta işçilerin üzerine araba sürüldüğü gibi haberler geliyor. Bütün bu baskılara karşı işçilerin bu haklı mücadelesi sonuç alana kadar devam edecek. Çünkü bu aynı zamanda bir onurlu yaşam mücadelesi. Bu aynı zamanda uzun mesai ve enerji yüklü hatlarda çalıştırılan ve iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi arkadaşlarımıza bir saygıyı ifade ediyor. Ölmemek ve çalışmak için, iş güvenliğinin sağlanabilmesi için, insanca yaşayabilmek için direnen, mücadele eden işçi arkadaşlarımızın hep yanında olacağımızı söylüyoruz. Kazancı Holding’i uyarıyoruz. İşçilerin emeğini, alın terini mutlaka ödeyeceksiniz. İnsanca yaşamayı işçiler de en az patronlar kadar, belki daha fazla hak ediyor.

HAKSIZLIĞA UĞRAYAN HER İŞÇİ ARKADAŞIMIZ MUTLAKA SESİNİ BİZE ULAŞTIRSIN: Tanzanya’ya bir selam göndermek istiyorum. Yani Türkiyeli, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 2 bin üstünde işçi arkadaşımızın çalıştığı bir demir yolu projesi, Yapı Merkezi isimli firma tarafından sürdürülüyor. Türkiye’de sömürdükleri yetmiyor. Buradan Tanzanya’ya götürdükleri işçilere de 7 aydır maaş vermemişler. 7 aydır maaş vermeden çalıştırdıkları işçiler de bir kısmı hakları için direniyor, bir kısmı artık dayanamayacak noktaya gelip iş akdini feshediyorlar, istifa ediyorlar. Onların da geriye dönük hakları ödenmiyor. Burada Devrimci Yapı-İş Sendikası’nın öncülüğünde Üsküdar’da Yapı Merkezi firmasının, holdingin önünde bir direniş, bir eylem devam ediyor. İşçi arkadaşlarımızı selamlıyoruz. Bu eylem sırasında gözaltına alınan daha sonra tabii ki serbest bırakılan yönetim kurulu üyesi Şahin Uçar arkadaşımızı da selamlamış olalım. Bunlar bize son birkaç günde ulaşan, arkadaşlarımızın bize ulaştırdığı direnişler. Umuyorum bu haklı mücadelelerinde bir destek de biz verebilmişizdir. Tekrar ediyorum, Türkiye’nin neresinde olursa olsun haksızlığa uğrayan her işçi arkadaşımız mutlaka sesini bize ulaştırsın. Biz o hak mücadelesini kendi mücadelemiz olarak görüyor ve yanında olmak için elimizden geleni yapacağız.”

İŞÇİ ACAR: PATRONLARIN EMPATİDEN YOKSUN DAYATTIĞI İKİ SEÇENEK VAR

Baş’ın konuşması sonrasında Conectys işçisi Orhan Acar da yaşadıkları mağduriyeti şöyle anlattı:

“Uluslararası bir şirket olan Conectys’in bir çalışanı olarak buradayım çünkü yıllardır devam eden baskı, cezalandırma ve tehdit etme kültürüyle çalışanlarını düşük ücretlerle çalıştırmayı amaçlayan Conectys, maruz kaldığı haksızlıklara karşı sesini duyurmak isteyen çalışanlarına iki seçenek sunar. Kabullen ya da istifa et. Buradayım çünkü is arkadaşlarıma, patronların empatiden yoksun şekilde dayattığı bu iki seçeneğe mahkûm olmadıklarını, başka bir cevabı seçmenin mümkün olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu yılın başında Türkiye’nin enflasyon gerçeği karşısında ancak komik olabilen oranlarda zam yapılacağını duyuran şirket yöneticileri şunu söylemişlerdi, ‘Sizi anlıyoruz. Buna bir de performans zammı eklenecek ve mayıs ayında ödemeye başlayacağımız bu zammı geriye dönük olarak da ödeyeceğiz’.

ÇALIŞANLARA, PERFORMANS VERİLERİNİN DÜŞÜK OLDUĞU GEREKÇE GÖSTERİLDİ: Zam sürecini şirket kültürü olarak mayıs-haziran aylarında başlatan Conectys, geriye dönük ödemelerle o aylara dair SGK primlerini yansıtmayarak aslında suç işlemeye devam ederken bu yıl üst üste gerçeklesen olaylarla çalışanlara verdiği sözlerde ne kadar samimi olmadığını da kanıtladı. Söz verilen mayıs ayından itibaren sürekli bir sonraki aya ertelenen ve bu süreçte tatmin edici bir zam olacağı ve geriye dönük ödemelerden herkesin faydalanabileceği yönünde beklentileri kasıtlı olarak oluşturan şirket yönetimi, ancak ağustos ayına geldiğimizde zam oranlarını açıkladı. Yüzde 9-12 arası değişen oranlarda yapılan zamdan etkilenmeyen ve geriye dönük ödeme de alamayacakları söylenen çok sayıda çalışana, performans verilerinin düşük olduğu gerekçe gösterildi ancak değerlendirme sürecine ilişkin objektif veriler dahi paylaşılmadı.

İŞÇİLERİN İSTANBUL’A TAŞINMALARI YA DA İSTİFA ETMELERİ DAYATILIYORDU: Biz, Türkiye’nin zaman geçtikçe daha da sert hâle gelen enflasyon ortamı içinde bizi biraz olsun rahatlatacağını umduğumuz zam haberlerinin sürekli ertelenmesini sabırla beklerken bir yandan giderek zorlaşan yasam koşullarımıza adapte olmaya çalışıyor, bir yandan da uzaktan çalışarak sürdürdüğümüz işimizin aniden hibrit modele geçirilmesiyle ofise çağrılıyorduk. Ani bir kararla bütün çalışanların artık haftanın belirli günleri ofise geleceği bildirilirken çok sayıda şehir dışındaki çalışan için de İstanbul’a taşınmaları ya da istifa etmeleri dayatılıyordu. Çalışanlara ödenen maaşların enflasyon karşısında ezilmesi özellikle İstanbul gibi şehirlerde yaşamayı giderek imkânsızlaştırırken geçen yıllar içinde yaşamın görece daha az zor olduğu küçük şehirlerden onlarca çalışanı işe alan şirket yönetimi, onları İstanbul’da yasamaya zorladığında bunun aslında bir toplu işten çıkarma hazırlığı olduğunu görebiliyorduk. Neticede aldıkları maaşlarla İstanbul’un herhangi bir semtinde ev tutmasının dahi mümkün olmadığı iş arkadaşlarım için işlerinin sonlandırılması dışında bir seçenek bırakılmamıştı.

İSTİFA KOLAY BİR SEÇENEK DEĞİL: Sürekli bir belirsizliğe ve çalışma koşullarında her an meydana gelebilecek değişimlere uyum sağlamayı sürdürerek çalışmaya devam eden isçi, çocuk istismarı, pornografi, vahşice işlenen cinayetler, parçalanan bedenler ve başka birçok rahatsız edici unsurdan oluşan filtresiz içerikleri izlemek, hızlı ve doğru karar vermek zorundadır. Emeği düşük ücret ve nesnel olmaktan uzak değerlendirme süreçleriyle sömürülen çalışan, belli hedeflere ulaşamadığı gerekçesiyle performans geliştirme süreci adında gerçeklikten uzak bir sistem ile isten çıkartılabileceği tehdidi altında baskılanır. Sürekli takip ve tehdit baskısı altında daha verimli olmaya zorlanan çalışan için istifa kolay bir seçenek değildir. Türkiye’yi bir ucuz iş gücü alanı olarak gören Conectys, işçinin zekadan ve duygudan yoksun bir makine gibi algılandığı bu ortam karşısında istifa etmesinin neden kolay olmadığını elbette bilmektedir.

‘KABULLEN YA DA İSTİFA ET’ DAYATMASINI KABUL ETMİYORUZ: İşçinin emeğini ve kaygılarını sömürmeye devam ederken onun yaşamsal ihtiyaçlarını da sermayeye adar. 5 farklı vardiyada çalışmaya devam eden Conectys işçilerinin programları aniden ve bazen habersizce değiştirilebilir. İşçinin boş zamanı için bir hobisine zaman ayırmak istemesi, ailesiyle bulunmak istemesi, sosyal hayatın parçası olmak istemesi önemli değildir. Çünkü işçinin çalışmak için yaşaması beklenir. İş sürmelidir, geri kalan her şey feda edilebilir. Biz Conectys işçileri, ‘Kabullen ya da istifa et’ dayatmasını kabul etmiyoruz. Bizi değersizleştiren, kendimizi sosyal ve ait hissetmemizi önemsemeyen, emeğimizle zenginleşirken bizim giderek fakirleşmemize göz yuman şirketlere karşı gücümüzün, çokluğumuzdan ve birliğimizden geldiğini biliyoruz. Sömürülmeyi, yok sayılmayı, susturulmayı, korkutulmayı kabul etmiyoruz. Gelin arkadaşlarım, Sosyal-İş’te büyüyen sesimize katılın. Buradayız, birlikteyiz, güçlüyüz.”

İŞTEN ÇIKARILAN SANCAKLI: HER GÜN DAHA YÜKSEK SESLE HAYKIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ

İşten çıkarılan Serencan Sancaklı da Conectys işçilerinin her geçen gün ağırlaşan şartlarda çalışmaya devam ettiğini söyledi. Sancaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu bir sınıf mücadelesidir ve kovsanız da baskılasanız da susturmaya çalışsanız da biz bu gerçekleri her gün daha yüksek sesle haykırmaya devam edeceğiz. Şu anda Conectys’te Sosyal-İş Sendikası üyesi olan birçok işçi bulunuyor ve sayımız her geçen gün artıyor ancak işçilerin çoğu kovulma ve baskıya uğrama korkusuyla sendikaya üye olamıyor, tek başına sesini çıkarmaya çalıştığında ise mobbinge maruz kalıyor. Anayasal bir hak olan işçilerin sendikaya üye olma ve sendikal faaliyet yürütme hakları Conectys tarafından caydırılarak ve işten kovulma endişesi yaratılarak engelleniyor. Dünyanın en büyük sosyal medya şirketlerinden birinin moderasyon işini yapan ve birçok ülkede ofisi olan Conectys, Türkiye’yi ucuz işçilik için kullanıyor ve yeni işçi bulmanın kolaylığından dolayı çalışma koşullarını iyileştirmek yerine hakkını isteyene kapıyı göstermeyi yeğliyor. Pandemi öncesi biraz daha hayatta kalmaya yeterli şartlarda çalıştırılan işçiler, pandemi süreci ve sonrasında değil hayatta kalmaya, kira dahi ödemeye yetmeyecek maaşlarla çalıştırılmaya başlandı. Pandemiden önce asgari ücretten yüzde 50 oranında fazla maaş alan işçiler, pandemide artan işsizlik fırsat bilinerek asgari maaşla işe alınmaya başladılar. Bizler pandemide canımızla, sağlığımızla meşgulken Conectys yönetimi, cebimizdeki üç kuruşa göz dikmiş, zenginliklerine zenginlik katıp bizleri her gün daha çok sömürmek, daha çok fakirleştirmekle meşguldü.

İŞÇİLERİN KALİTE DEĞERLERİ DÜŞÜRÜLEREK TAZMİNATSIZ ÇIKARILMALARI HEDEFLENDİ: Her yıl başı Conectys’te zamlarla ilgili tartışmalar çıkar. Yine böyle bir tartışma döneminde şirketin CEO’su, işçilere mail ile toplu olarak verdiği bir cevapta Türkiye’deki ekonomik zorlukların kendilerini ilgilendirmediğini açıkça söylemiştir. Türkiye’de sadece 5 yıllık bir yatırımcı olan Conectys, buradaki ekonomik krizi fırsata çevirirken Türkiye’deki koşullarla eminiz ki çok ilgiliydi ancak mesele hiperenflasyonla pahalılaşan yaşamla mücadele eden işçiye zam yapmaya gelince Türkiye’deki koşullar patronların ilgi alanı olmaktan çıkıverdi. Conectys’teki işçilerin yaşadıkları haksızlık sürekli değeri düşen maaşlarla sınırlı da kalmadı. Motivasyonu kırılmış, yıpratılmış, haksızlığa uğradığını fark etmiş işçileri işten çıkartıp yerine henüz Conectys’te olan bitenin farkında olmayan yeni işçiler alabilmek ve buna hukuki bir zemin yaratabilmek için Performans Gelişim Süreci adında bir süreç uydurdular. Bu sürece alınan işçilere onların performanslarının yükseltilmesi hedeflendiği yalanı atılıp işçilerin kalite değerleri bilerek düşürülerek işten tazminatsız çıkarılmaları hedeflendi. Bununla da kalınmadı, zaten sözleşmede asla yer almayan, ölçümleri ise tamamen haksız ve subjektif şekilde yapılan kalitenin hedefi en ufak hatada başarısız gözükecekleri kadar yukarıya çekildi. Bütün bunlara rağmen kalite hedefini tutturan işçileri işten çıkarabilmek için farklı hukuki dayanaklar arandı. Yapılan toplantılarda hangi işçi işten çıkarılsın diye oylamalar yapıldı. İşçilerin hayatı, yöneticilerin keyfine ve vicdanına bırakıldı.

BİZLERİ TEK TEK İŞTEN KOVABİLİRSİNİZ AMA HEPİMİZİ KOVAMAZSINIZ: Bizler biliyoruz ki patronların gözünde yaşamı, geleceği, hayalleri, uğraşları olan insanlar değiliz. Bizler onların gözünde iş gücünü temsil eden birer rakamdan ibaretiz. O patronlar istiyor ki biz aç da kalsak sadece çalışalım, patronlar için çalışalım, onlar rahat yaşayan bir azınlık olsunlar. Bizim yerimize yenisini bulmak kolay. Çünkü Türkiye’de işçiden bol bir şey yok. Evet, haklısınız. Türkiye’de işçiden bol bir şey yok. Bizler de gücümüzü bu çokluğumuzdan alıyoruz. Örgütleniyoruz. Örgütlenmeye devam edeceğiz. Bizleri tek tek işten kovabilirsiniz ama hepimizi kovamazsınız. O yüzden karşınıza artarak çıkmaya devam edeceğiz. Conectys’teki her bir işçi haklarını alana dek durmayacağız. Bu bizim ekmek kavgamız, bizim yaşam kavgamız. Conectys’te her gün kovulma tehlikesiyle çalışmaya devam eden tüm işçi arkadaşlarım, yalnız değiliz. Hep birlikte mücadele edeceğiz. Hep birlikte kazanacağız. Yaşasın Conectys işçilerinin ve tüm işçi sınıfının mücadelesi.”

BAŞ: HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ

İşçilerin konuşmasının ardından Erkan Baş, toplantıyı şu sözlerle sonlandırdı:

“Arkadaşlarımız yaşadıklarını anlattılar zaten. Üzerine özel bir ek yapmak gereksiz ama bir noktayı vurgulayalım. Türkiye’de işçilere dönük sömürü sadece merdiven altı atölyelerde gerçekleşmiyor. Çok dışarıdan bakıldığında son derece kurumsal, son derece büyük gibi gözüken işletmelerde de en ağır biçimde emeğin sömürüsüyle karşı karşıyayız. Sözleri öyle başlamıştım. İster bir maden ocağında isterse bir plazanın 55’inci katında olsun, kim haksızlığa karşı sesini yükseltiyorsa biz onlarla birlikte olmaya, bu haksızlıklara karşı hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Gündem Haberleri